BIST 10.857
DOLAR 42,41
EURO 49,18
ALTIN 5.639,18
YAZARLAR

“Devlet Memuru” nedir?

Çocuğumuz, öğrencimiz bir “Devlet Memuru” olabilmek için neredeyse 30 yaşına kadar okul ve dershanede dirsek çürütmektedir. Bu yaşına kadar hiçbir üretime katılmayan bireyden, bundan sonraki hayatında iyi bir “Devlet Memuru” olmaktan başka ne bekleyebili

Ekrem Aytar
Ekrem Aytar[email protected]

Yazımızın başlığını okuyan siz değerli okurlarımızdan; “Bu da nasıl soru? Devlet memurunun ne olduğunu, kim olduğunu bilmeyen mi var?” diye sitem edenleriniz, yazımızı dudak bükerek okumaya başlayanlarınızın var olduğunu biliyorum. Biz yine de başlıktaki soruyu cevaplayarak yazımıza başlayalım. Sitemkâr okurlarımızın sorusunun cevabı ise zaten yazımızın içerisinde kendiliğinden gelecektir.

TDK’nın Türkçe Sözlüğü’nde “memur” kelimesi şöyle tanımlanıyor. “Devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse, görevli.” 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda ise; “Mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, Devlet ve diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler, bu Kanunun uygulanmasında memur sayılır.” ifadesi yer alıyor.

Üst paragraftaki tanımlar resmi kurumların bize sundukları. Toplum içerisinde ise “Devlet Memuru” kavramı çok daha farklı yerlere layık görülmektedirler. İşte bunlardan en yaygın olanı. Analar babalar çocuklarına daha ilkokul sıralarında; “Yavrııım, aman oku da gendini kurtar. Hele bi memur ol; ondan gayrı artık sene garada ölüm yoh.” telkinlerinde bulunmaktadırlar. Anne baba olarak ebeveynler kendi davalarında haksız da sayılmazlar. Çünkü halk zorluk içerisinde yaşam mücadelesi verirken; devlet memurları her devirde (özellikle de 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı yıllarında) bu zorluklardan uzak bir yaşam sürmeye devam etmişlerdir. Neyse bu mevzu başlı başına başka bir yazı konusu; biz asıl konumuza dönelim.

Toplumdaki genel mantık yılların birikimi ile “Devlet kapısına kapağı atımı, gerisinin kolay olduğu.” yönündedir maalesef. Bu telkinlerle eğitim hayatını sürdüren öğrencilerimiz de; eğitim öğretimin gayesinin bir “Devlet Memuru” olmaktan öte bir şey olmadığını düşünmeye başlamaktadırlar. Zaman içerisinde de bu duygu ve düşüncelere can-ı gönülden inanmaktadırlar. Sanmayın ki bu durum öncedendi; modern zamanlarda iletişimin her bir yeri sardığı şu günümüz Türkiye’sinde her şey değişti. KPSS’ye giren gençlerimizin sayısına bakın, atama bekleyen gençlerimizin sayısına bakın. Durumun hâlâ vahâmetini koruduğunu hayretle göreceksiniz.

Okur yazar oranımız neredeyse tam; yıllar içerisinde lise mezunlarımız ve de üniversite mezunlarımızın sayısı sevindiren bir oranda arttı. Neticesinde günümüzde 12 yıl eğitim zorunlu hâle geldi. Bu gün ortaokulda olan öğrencilerimizin tamamı artık lise eğitimini tamamlamadan bir diplomaya sahip olamayacak. Bu da demektir ki; eğitim öğretim hayatına başlayan öğrencilerimizin tamamına yakını lise mezunu olacaktır.

Fakat buna rağmen hâlâ eğitimi, “Devlet Memuru” olma için devam eden bir süreç olma özelliğinden farklı bir duruma getiremememiz sorgulanması gereken bir gerçekliktir. Topluma büyük bir ekonomik yük getirdiği düşünülen dershanelerin kapatılması gündemimizi büyük oranda işgal ediyor ve etmeye de devam edeceği görülüyor. Nasıl etmesin ki; mantık “Devlet Memuru” olmak. Bunun için öncelikle iyi bir liseye girmek gerekli. İyi bir lise için SBS’de iyi puan almak lazım dershaneye kucak dolusu para yatıralım. Çok şükür liseye girdik. İyi bir “Devlet Memuru” olabilmek için iyi bir üniversiteye girmek gerekli dershaneye yine kucak dolusu paralar dökelim. Çok şükür üniversiteye girdik. (En azından özel bir üniversiteye, yarı burslu yarı ücretli de olsa girebildik.) İyi bir “Devlet Memuru” olmak için KPSS’ye hazırlanmak lazım yine dershaneye kucak dolusu paralar dökelim.

Çocuğumuz, öğrencimiz bir “Devlet Memuru” olabilmek için neredeyse 30 yaşına kadar okul ve dershanede dirsek çürütmektedir. Bu yaşına kadar hiçbir üretime katılmayan bireyden, bundan sonraki hayatında iyi bir  “Devlet Memuru” olmaktan başka ne bekleyebiliriz ki?

Sorun en baştan toplumun hücrelerine yerleşen bu virüsü yok etmektir. Uzun yıllar içerisinde bünyemize yerleşen bu virüsü de öyle bir çırpıda yok etmek mümkün gibi görünmüyor. Fakat kararlılıkla mücadele edilir; eğitim süreci içerisinde öğrenciler çalışma hayatının içerisine dahil edilebilirse hayatın sadece devlet memurluğu olmadığı görülecektir. Öncelikle bu zihniyet devriminin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bundan sonra ufku açılan gençlerimiz, öğrencilerimiz eğitimini aldıkları konularda yeni atılımlar yapma imkânına kavuşacaktır.

Böylece üniversite bitirip devletten iş bekleyen nerede ise %100’e yakın mezunlar öncelikle kendi başlarının çaresine bakarak ayakları üzerinde duracak ve ülkenin kalkınmasına büyük adımlarla hız verecektir.

Sahi sizce toplumumuzun bu “Devlet Memuru” takıntısı nedir?   

***

MEB 4 Ağustos 2013 tarihinde “Yönetici Atama Yönetmeliği”ni yayınladı. Herkes yönetmelik hakkındaki düşüncelerini bir şekilde gündeme getiriyor. Biz de yönetmelik hakkındaki yorumlarımızı Çarşamba günkü yazımıza bırakıyoruz. Kalın sağlıcakla. (05.08.2013)

Yorumlar