1970’li yılların sonunda ilkokula gidiyordum. Dördüncü sınıfa
giden biz İstiklâl İlkokulu’nun öğrencilerinin sınıfı, iki katlı
olan okulumuzun ikinci katında idi. Ders zili çaldığında kelebekler
gibi uçarak,merdivenleri çıkar ve sınıflarımızdaki yerimizi
alırdık. Merdivenlerin yanında üç kişinin zor sığdığı küçük bir
odanın üzerinde “Okul Kooperatifi” yazıyordu.
İlk teneffüs zili çaldığında sınıftan ilk çıkan öğrenciler
kooperatif çalışanı öğrencilerden önce gelip, satış yapılan
bölmenin önünde yerini alırdı. Kooperatifte görevli iki öğrencinin
çalımlı gelişi görülmeye değerdi. Çünkü onlar sınıf başkanı gibi,
hatta ondan da önemli bir iş için görevli öğrencilerdi.
Çalışmalarının karşılığı olarak da ücretsiz bir simit ve bir gazoz
hakları olurdu.
Okul kooperatifinde öyle çok da çeşit bulunmazdı
hatırladığım kadarı ile. Dombay İsmail’in simit fırınından gelen
çıtır çıtır simitler, bir de mahalli olarak üretilen Çanka Gazozu
zorunlu olarak en popüler alış veriş ürünlerimizdi. Bir tarafında
Atatürk’ün Kocatepe’deki resmi, diğer tarafında buğday ve zeytin
dalından oluşmuş resim arasında 2 ½ yazan 2,5 lira harçlığımız
varsa değmeyin keyfimize idi. Zaten o harçlığımızı genellikle değil
her zaman ilk teneffüste harcar, bir daha da teneffüslerde doyasıya
koşup oynamaktan okul kooperatifiyle işimiz olmazdı. Hatta çoğu gün
son iki teneffüs okul kooperatifi açık olmaz, kapalı olurdu.
Lise yıllarımız 1980’li yılların ortasındaydı. Artık okul
kooperatifimiz yok, okul kantinimiz vardı. Türk Dil Kurumu’nun
sözlüğünde kantin kelimesi şöyle açıklanıyor;
“Kışla, fabrika, okul vb. yerlerde yiyecek ve
içecek maddelerinin satıldığı yer”. Kantinin kooperatifimizden
farkı bir kere çeşit artmıştı. En önemlisi kantinde öğrenciler
değil, profesyonel insanlar çalışıyordu. İsmail ve babası Hasan
amca kantinin sahibi ve patronları idi. Artık evden aldığımız 2,5
lira harçlıklar kantin ihtiyacımızı karşılayamaz olmuştu. Kantinde
sıcak çay, mis gibi sucuklu ve kaşarlı tost, çeşit çeşit içecekler,
çukulata… vardı.
Üniversite yıllarımız ise, 1980’lerin sonu 1990’ların başına
denk geliyordu. Tabi o dönem (Tahminimce hâlâ öyledir) üniversite
kantini öğrencilerin forum gibi toplanma alanıydı. Herkes kendine
göre kafa dengi kişilerle oturur, masların etrafı çok büyük
halkalarla çevrilirdi. Ateşli tartışmalar, bol kahkahalı sohbetler,
hüzünlü gurbet hikâyeleri…. Hep bu kantinlerde yaşanırdı. Neyse
üniversite kantinleri konumuzun biraz uzağında.
Bu gün ilk, orta ve liselerimizde okulun işlettiği o nostaljik
kooperatiflerden yok. Hemen tüm okullarımızda kanun ve
yönetmeliklere göre birer kantin işletmecisi var. Kantin/okul
kooperatifi öğrencilerin acil ihtiyaçlarını karşılamak üzere
oluşturulmuş okulun bölümlerindendir. Ne hikmetse bu gün okul
yönetimleri; okul kantinlerini okulun en büyük gelir kapısı görür
olmuşlardır.
Kantin işletmecileri de gerçekten profesyonel olmuş; dişe diş
mücadele etmekte okul kantinleri aracılığı ile ekmeğinin peşine
düşmektedir. Odaları vasıtası ile kantinciler bir çok haklarını
zaman zaman yüksek sesle dile getirmetedirler.
Kanun ve yönetmeliklerde okul kantinlerinde hiçbir eksik
olmadığı görülmektedir. Fakat maalesef ne hikmetse; uygulamada okul
aile birlikleri, okul yönetimi ve kantincilerin problemleri bir
türlü bitmemektedir. Okullardaki eğitim öğretimden çok gündemi
işgal etmektedir.
Bu arada öğrencilerin acil ihtiyaçlarını kantinler aracılığı ile
karşılaması mevzu ise çok uç bir nokta olarak görülmektedir.
Okul kantinleri çok farklı bir gözle değerlendirilmeli ve
ivedilikle bu kantin problemi çözüme kavuşturulmalıdır. Kalın
sağlıcakla. (18.12.2015)