Gözler kördür, kalp ile aramalı.

Gözler kördür, kalp ile aramalı. Yalnız kalp gözüyle görülür. Asıl olanı gözler göremez. Bazı şeyler, gözün görme mesafenin ötesindedir. Kalbin görme mesafesindedir… Görebilmek için, ona bir ruh dikkatiyle, kalbin gözünden bakmak gerekir.

Eftal Orhan eftalorhan@internethaber.com

“Gözler kördür, kalp ile aramalı.
Yalnız kalp gözüyle görülür. Asıl olanı gözler göremez.
Şu gördüğün şey kabuk sadece. Esas olan görünmüyor.”
(S. Exupery - Küçük Prens)


Bazı şeyler, gözün görme mesafenin ötesindedir.
Kalbin görme mesafesindedir…
Görebilmek için, ona bir ruh dikkatiyle, kalbin gözünden bakmak gerekir.
Kabuğun içindeki özü,
Ayrılığın ötesindeki vuslatı,
Zorun yanındaki kolaylığı,
Şerrin arkasındaki hayrı
Felaketlerin yanındaki öğüdü
Karanlığın sonundaki aydınlığı
Derdin ötesindeki şifayı
Şifanın üstündeki şifacıyı
İnsan, ancak kalbin gözüyle bakınca görebilir.

***

Modern kalıplarla düşünmek, sadece gözün gördüğü mesafeden düşünmektir, kalple değil.
Modern insan, salt beden gözüne odaklanmış insandır.
Bakışı, ilişkileri derinlikten uzak, sığ; sadece görünene odaklı, görünmeyene, görünenin ötesine, metafiziğe “görme özürlüdür.”
Z. Bauman'ın vurguladığı gibi modern insan, “Varoluş tarzlarını, saf dış görünüşe indirgemiş bulunmaktadır.”
Büyük bilge Gazali de yüzyıllar ötesinden bu körlüğe şöyle dikkat çeker: “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.”

***

İnsana değerini görebildikleri verir. “İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.” diyor ya Mevlana. Onun için, hiç gökyüzüne bakmayan insandan, Bir çocuğun yüzüne baktığında, kalbi titremeyen insandan uzak durmalı.

Adam, parıldayan ayakkabısını yere sağlamca basarak, lüks arabasından indi. Her zamanki gibi saçını ve kravatını düzeltti. Ceketini giydi.
Bu sırada, tükenmez kalem satan, üstü başı yırtık bir adam geldi.
- Abi bir kalem alır mısınız, diye sordu.
Adam, satıcıyı görmezden ve duymazdan geldi. Kendinden daha yaşlı ve göbekli olan arkadaşına dönerek;
- Azizim çalışsalar böyle sürünmeyecekler. Biz bugünlere yatarak mı geldik; çalışarak geldik. Az mı çalıştık gece gündüz.
Bu konuşmayı duyan bir meczup, başını sağa sola sallayıp cık cık çekerek söylendi;
- Alanın da verenin de sen olduğunu mu sanıyorsun ahmak, dedi...
Onlar da, satıcı da bu sözü, şehrin gürültüsünden duyamadı...
Duyamazdı.

***
Dış görünüşü mükemmel ama kalpleri ölmüş; yarasalara, örümceklere virane olmuş insanlar, bu erdeme ulaşamaz.
Montaigne; “Büyük ve yüksek şeyleri görebilmemiz için, onlara göre bir ruhumuz olması gerekir, yoksa kendi çamurumuzu görürüz onlarda.” der.
Ego, kalbin ve ruhun önündeki en büyük perdedir…
Kendi içinde Babil kuleleri inşa edenlerin, kalbin gözünden bakmaları mümkün değildir…


***
İnsana değerini görebildikleri verir.
“İnsanın gözü neyi görüyorsa değeri o kadardır.” diyor ya Mevlana.
Onun için, hiç gökyüzüne bakmayan insandan,
Bir çocuğun yüzüne baktığında, kalbi titremeyen insandan uzak durmalı.
Bir insanın sahip olacağı en kutlu kudret, samimiliğin kudretidir.
Samimiliğin kudreti, her kudretten üstündür.
İnsan, en iyi, en samimi olduğu an görür.
O an, hem gözüyle hem kalbiyle bakar.
Çünkü samimiyetin penceresi, görüneni de görünmeyeni de görünür kılar.
“Güzelin arkasındaki doğruyu, doğrunun ötesindeki iyiyi, iyinin üstündeki yüceyi aramalı.” diyor üstat Sezai Karakoç.
Gözler kördür. Kalple aramalı…