Memur Haber Mobil Uygulama
Memur Haber mobil uygulamasını denediniz mi?
Memur Haber mobil uygulamasını denediniz mi?
Merdiven altı da ne demek dediğinizi duyar gibiyim.
Bilenler bilir, doksanların sonunda ülkemiz tekstil üretimi ve ihracatında altın çağını yaşarken büyük şehirlerin her varoş semtinde pıtrak gibi binlerce tekstil atölyesi üremişti.
Para getiriyordu tekstil üretimi ve üç kuruş parası olan herkes birkaç tekstil makinesi alıp, atölye açardı. Bu atölyelerin ne tabelası olurdu ne vitrini. Vergi levhası ya alınır ya alınmaz; belediye ruhsatı, SSK işveren kaydı hak getire…
O dönemde her duvarda “Trikoya ortacı aranıyor”, “Tekstilde deneyimli son ütücü aranıyor” diye ilanlar görmeye alışmıştık.
Çalışanlar tabii ki sigortalı yapılmazdı, patron anlaşırdı işçiyle: “Sigorta SSK yok, onun yerine yüz lira fazla maaş veririm”.
İşte bu atölyeler genelde işverenlerin oturduğu apartmanın bodrum katlarında, derme çatma yapılarda, merdiven boşluklarının altında açıldığından “merdiven altı” tabir edilirdi.
“Merdiven altı” işyerleri bir ara o kadar yaygınlaştı ki, bu tabir zamanla kayıtdışı istihdama ve kayıtdışı ekonomin tamamına verilen isim haline geldi.
Dizi Sektörü Merdiven Altına Düştü
Ne yazık ki tarihte Yeşilçam olarak ün yapan Türkiye dizi ve film sektörü günümüzde, bir zamanların kaçak tekstil atölyelerini aratmayacak ölçüde kayıtdışılık ve usulsüzlük barındıran bir sektör.
Bölüm başına yüz milyarlar alarak çalışan başrol oyuncuları ile asgari ücrete talim eden tekstil işçisinin kaderinin aynı olduğunu duymak şaşırtacak sizleri eminim. Her ikisi de sigortasız, her ikisinin de İş Kanunundan kaynaklanan hakları verilmiyor!
Dizi sektöründe ne çalışanların sigortalılığı yapılıyor, ne izin ve çalışma süreleri ile ilgili yasal yükümlülüklere uyuluyor, ne kıdem ve ihbar tazminatı hakları biliniyor ne de yüksek bütçeli sektör gerektiği gibi vergilendiriliyor.
Adeta kim kime dum duma…
Üst Üste Üç Gün Kesintisiz Çalışmak!
Sektördeki çalışanlar zaman zaman 48 saate varan sürelerle kesintisiz çalıştırılıyor.
Bir dizide yönetmen yardımcısı olan dostum zaman zaman üç gün üst üste şekilde kesintisiz çalıştıklarını söylüyor, bunu söylerken de çalışmaktan bitmiş bir şekilde ayakta uyukluyor.
Oyuncular Sendikası, Sine-Sen, Sinema TV Sendikası gibi bazı çalışmalar ve sektör çalışanlarının spontane gelişen eylemleri dışında pek bu sektörün sorunlarını gündeme getiren de yok.
Hatırlarsınız, AKM önünde toplanan sektör çalışanları uzun dizi saatleri için eylem yapmıştı. Üç dört saat süren dizi bölümlerinin çekimleri için hafta boyunca gözünü kırpmadan çalışmak zorunda kalıyordu set emekçileri. Ara dinlenmesi, fazla mesai, azami çalışma süresi, yıllık izin, kıdem tazminatı, ihbar müddeti hak getire…
Bir ülkede böyle iş hukuku olmaz!
İki Milyar Dolarlık Bir Sektör
Oysa sektörün 2 milyar dolara varan bir reklam payına ulaştığı konuşulmakta. Yeşilçam’ın ikinci altın çağını yaşadığını söylüyor herkes. Yerli filmler milyonlarca izleyiciye ulaşıyor, kapalı gişe oynuyor.
Dahası bu sektör ülkemizi aşmış, bölgemize ihracat unsuru haline gelmiş bulunmakta. Bir zamanlar Brezilya dizileri ihraç edilirdi dünyaya. Herkesin övündüğü gibi şimdi dünyaya biz dizi ihraç ediyoruz. Türk oyuncular hangi Arap ülkesine gitse binlerce hayranı tarafından karşılanıyor. Aşk-ı Memnu’nun final bölümünün Suriye’den Fas’a 85 milyon kişiyi ekran başına kilitlediği konuşuluyor.
Ama konu sigortaya ve çalışan haklarına gelince herkes kendince bir yorum yapıyor. İki milyar dolarlık reklam payının esamesi okunmuyor birden. Yapımcılar çok zor durumda olduklarını anlatmaya başlıyor. Sigortalılık, iş hukuku, çalışan hakları, mesai saatleri, telif ücreti, istisna akdi, bağımlılık… Kimin ne söylediği belli değil. Ortada büyük bir kafa karışıklığı var.
Olan ise her zamanki gibi sigortasız, İş Kanununa aykırı bir şekilde gece gündüz demeden uzun sürelerle, her gün işten atılma riski altında, iş güvencesi olmadan çalışan kültür ve sanat emekçilerine oluyor.
Üstelik sorun sadece yüksek ücretlerle çalışan başrol oyuncularında değil. Sektörün kahrını çeken kamera gerisindeki makyözden ışıkçıya, casting çalışanından senariste birçok çalışanda sıkıntılı. Birçoğu sigortasız, iş güvencesiz.
Dizilerde yönetmen yardımcısı olan dostum son bir yılda beşinci dizisinde çalışıyor. Setlerde işten çıkartılmak çok kolay; yapımcı yada yönetmen yarın gelme dedi mi olay bitiyor. Sigortasız çalışma olduğu için işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor çalışanlar.
Sigortalı gösterilenlerin de gerçek ücretleri üzerinden bildirilmediği görülmekte. 5 bin TL alan bir yönetmen asistanı kayıtlara göre asgari ücret üzerinden sigortalı.
SGK’ya ve Sektör Temsilcilerine İş Düşüyor
Milyar dolarlara varan bir sektör varsa bu sektörün nimetlerinden yalnızca sektöre para yatıranlar değil çalışanların da faydalanması gerekiyor. Bu noktada yapımcılara görev düşüyor. Cılız bir sektörken göze batmayan çalışma hukuku usulsüzlüklerini devasa bir sektör haline gelmişken sürdürmekte ısrar etmemeleri gerekiyor. Kanunun gereği neyse onu yapacağız yaklaşımı gerekli. İş hukuku yönünden çalışanların iş güvencesi hükümleri dahil tüm hakları tam olarak sağlanmalı, kölelik koşullarında uzun mesai saatlerine son verilmeli.
Burada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ve SGK’ya da görev düşmekte. Sektörün temsilcilerinin bilgilendirilmesi, yasal zorunluluklar konusunda kafa karışıklığının giderilmesi ve kapsamlı bir denetim mekanizması kurulması zorunlu. Sektörde iş hukuku hakları tam olarak uygulanmalı. Sigortalılık sektör çalışanları için bir nimet olmaktan çıkıp, yasal yükümlülük olarak algılanmalı. Kimse kamu denetiminden layüsel olmamalı!
Konu hassas ve kapsamlı. Bir yandan iş hukuku boyutu var diğer yandan ise sosyal güvenlik ve vergi hukuku boyutu var… Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz. Sektör çalışanlarının iş hukuku ve sosyal güvenlik yönünden hakları nelerdir, sektör temsilcilerinin yasal yükümlülükleri ne, bu soruların cevaplarını vermeyi de bir sonraki yazımıza bırakalım.
Sorularınız için:
Yazarın tüm yazıları için: